Avrupa Birliği ile İlişkilerin Geleceği

13.10.2006 - Seyfi Taşhan


Bugün Türkiye’de karşılaştığımız pek çok kimse bize şu soruyu soruyor: “Avrupa Birliğine girecek miyiz; acaba bizi alacaklar mı?” Bu basit sualin, maalesef, basit bir cevabı yok. Ancak bazı veriler bu sualin bir ölçüde cevaplandırılmasına yok açabilir.

Avrupa Birliği Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamış bulunmakta ve bu müzakereler şu ana kadar ciddi bir sorun olamadan devam etmektedir.

Buna karşılık ‘kafa karıştırıcı nitelikte’ koşullar ve gelişmeler vardır:

Ana müzakere belgesi yapılacak müzakerelerin ‘ucu açık’ olmasını öngörmüştür. Üyelik tahakkuk etse bile serbest dolaşım, tarım gibi alanlarda Türkiye’nin büyük ve ciddi menfaatler sağlanmasının önü kesilebilecektir.

Bugün pek çok Avrupa ülkesinde Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmasına karşı ciddi bir kamu oyu oluşmuştur. Müzakereler, tamamlansa bile üye devletlerin Türkiye’nin üyeliğini onaylamamaları ihtimali vardır. Fransa ve Avusturya konuyu referanduma götürme kararını daha şimdiden almış bulunmaktadırlar. Kıbrıs meselesi kendi lehine çözülmeden Kıbrıs Rum kesiminin ve Ege sorunları kendi lehine çözülmeden Yunanistan’ın Türkiye’nin üyeliğini onaylamaları beklenemez.

Üyelik için en erken tarih bütçe nedenleri ile 2014 Ocak ayıdır. Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin en az 10-15 yıl süreceği zira Türkiye’nin pek çok kalemlerde AB mevzuatını kısa bir sürede benimseyemeyeceği ve uygulayamayacağı her iki tarafça da ifade edilmektedir. Bu takdirde, Avrupa Birliği 2012 yılında hazırlanması gereken 2013-2020 dönemini kapsayan yedi yıllık bütçeye Türkiye’nin üyeliği için bir fasıl kabul etmez ise  üyelik tarihi 2021 Ocak ayına kadar sarkabilir.

Türkiye elinden gelen tüm iyi niyeti ile çalışsa da müzakere süreci Avrupa Birliği üyelerinin ek siyasal koşullar ileri sürmeleri nedeni ile aksayabilir hatta uzun süreli kesintiler olabilir. Hatta ilişkilerin gerginleşmesi halinde üyelik süreci tamamen askıya alınabilir.

Bütün bunlara karşın Avrupa Birliği, Türkiye’nin Avrupa’ya sıkı sıkı bağlanması gereğini kabul etmiş bulunmakta ve üyelik olmadığı takdirde ‘özel ilişki’ kurulmasını istemektedir.

Bütün bu olumlu ve olumsuzluklar karşısında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile mevcut ilişkileri ekonomik olarak gelişmekte ve yasaların uyumlaştırılması çalışmaları bazen hızlı, bazen yavaş bir tempo ile ilerlemektedir. Ancak bu uyum süreci Avrupa’nın önümüzdeki uzun yıllar zarfında kabul edeceği yeni müktesebatın  izlenmesi ve benimsenmesi için herhangi bir mekanizma mevcut değildir. Ankara Anlaşması, kısmi gümrük birliğinin kabul ve uygulanmasından sonra statik bir duruma girmiştir. 1980 yılından beri Ankara Anlaşmasında öngörülen insan gücünün ve hizmetlerin serbest dolaşımı konusunda bir adım atılmamış, Anlaşma ve katma Protokolün ilerletilmesi konusunda ilerleme sağlanamamıştır.

Müzakerelerin devam etmesine rağmen durağanlaşan durumu izale etmek ve müzakere süreci ile birlikte Avrupa Birliği ile bütünleşmeye devam etmek, Türkiye’yi Avrupa’ya sıkı sıkı bağlamak isteyen Avrupa Birliğinin ve Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefinden henüz vazgeçmemiş olan Türkiye’nin müşterek yararına olacaktır. Bu süreci dinamik bir yapıya kavuşturmak için çeşitli yollar düşünülebilir.

Bilindiği gibi Avrupa Birliği Konseyi 1999 yılında Helsinki’de Türkiye’nin adaylığını kabul ederken adayların Birliğin uygun görülecek program ve kurumlarında yer almalarını öngörmüştü. Kanımızca, bu imkanın kullanılması Türkiye ve Birlik bakımından son derece yararlı olabilecektir. Bunu uygulamaya koyma hususunda taraflarca mutabakat sağlandığı takdirde ilk adım olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği ile gümrük birliğini tam olarak geliştirerek Gümrük ve Dış Ticaret komitelerinde yer alması uygun olabilir. Bundan başka müzakeresi açılıp ve tamamlanan konularla uğraşan komitelere de Türkiye’nin tam üye olarak katılması düşünülebilir. Örneğin, bilim ve teknoloji konularında müzakere tamamlanmış ve o bahsin Türkiye’nin tam üyeliğinin gerçekleştiğinde yeniden açılması kararlaştırılmıştır. Bu demektir ki, o zamana kadar Türkiye bu alanda ve benzeri diğer alanlarda Avrupa’daki gelişmelere ayak uyduramayacaktır. Halbuki, Türkiye bu konudaki komitelere üye olursa Avrupa’daki gelişmeleri sürekli olarak izleyebilecek ve ahenkli bir uyum içerisinde uygulayabilecektir. Böylelikle, müzakerelerin sonunda Türkiye Avrupa Birliği faaliyetine paralel bir çalışma yaparak birliğe entegrasyonu büyük ölçüde kolaylaştırmış olacaktır.

Bu tür bir programa, Türkiye tarafından bir itiraz hatta bir soru, bunun ‘özel ilişki’ olarak kabul edilip tam üyeliğin gerçekleştirilmesine mani olabileceğidir. Aksine, Avrupa Birliğinin Türkiye’yi üye alma gibi bir niyeti varsa (ki halen resmi yaklaşım öyledir) bu takdirde Türkiye’nin üyeliğe geçişi çok kolaylaşır. Avrupa Birliği tarafından itiraz ise bu tür katılmalarla Türkiye’nin de facto bir üyelik gerçekleşmiş olacak ve tam üyelikten geri dönülmesi imkansız olacaktır. Ancak, Avrupa Birliği’nin müzakerelere başlamış bir ülkeyi ilanihaye bekletmesi  adil ve dürüst olmayacağı için bu geçişi kolaylaştıran düzenlemenin her iki taraf için ihtilafları azaltıcı ve üyeliği kolaylaştırıcı bir çözüm olacağı düşünülmelidir.