KÜRESELLEŞME AKINI KARŞISINDA AVRUPA’NIN SORUNLARI

28 Ekim 2005, Seyfi Taşhan


Kathryn ve Shelby Davis Enstitüsü yönetici yardımcısı Helle C. Dale, Haneve Kolejindeki konuşmasında AB’nin  büyük devletlerinden bazılarındaki liberal ekonomi eksikliğine, AB’nin süper güç olma tutkusuna,Kuzey Afrika ve Asya’ya doğru genişleme isteğine ve yeni bir uluslararası düzen yaratamamasına değinmiştir.

Almanlar, Fransızlar ve diğer Avrupalılar, Polonyalıların ülkelerine akın etmesinden korkmaktadırlar. AB’nin genişlemesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan işçi akını AB’nin en büyük sorunlarından biridir.

Avrupa’daki özel sektör 1970’den bu yana yeni iş üretmeyi çoktan durdurdu. Şu anda yaklaşık 20 milyon Avrupalı işsizdir. Son yapılan ankete göre İtalya’daki işsizlik oranı %38’dir.Alman pazar araştırma firması Gfk, işsizliğin acil olarak çözülmesi gereken bir sorun olduğunu bildirdi.AB’nin merkezindeki büyük devletlerin, yaşadıkları ekonomik durgunluk nedeniyle küreselleşen dünyada liberalleşmeye ulaşamadıkları görülüyor

Fransa ve Almanya’da göçmenlerin işsizlik oranı %25’dir. Bunun sebebi katı ve herkese açık olmayan iş pazarıdır ve bu da göçmenleri, toplumun geri kalanından kopuk yaşamaya itmektedir.

ABD ile karşılaştırma yaptığımızda:AB’deki toplam istihdam %63, ABD’deki %75’dir. ABD’nin %5 işsizliğe sahip olmasına karşın Fransa %10, Almanya %11 işsizlik oranına sahiptir. 1990-2003 yılları arasında ABD ekonomisi yaklaşık 20 milyon yeni iş yaratmıştır. Buna karşılık İtalya, Almanya ve Fransa toplam 3 milyon iş yaratabilmiştir.

Son zamanlarda Avrupalıları saran memnuniyetsizliği AB anayasasının reddedilmesi ile bir kez daha gördük. Fransa, refahını tehdit eden unsurları, Hollanda, Müslüman  göçten dolayı yaşam şekilleri değiştirebileceği korkusunu dikkate alarak anayasayı tamamıyla red etmiştir.Haftada 35 saat çalışan Fransızların ihtiyacı olan yeni iş alanları, rekabete daha fazla müsaade edildiği takdirde mümkün olabilir.Ancak Fransızlar iş güvenliğini seviyorlar ve %70’i ideal işlerinin kamu hizmeti olduğunu söylüyorlar.

İngiltere Başbakanı Blair, Londra’daki bir AB toplantısında ‘’AB küreselleşme fonu” teklif etmiş ve bu diğer ülkelerce isteksiz biçimde kabul edilmiştir. Bu fonun amacı küreselleşmenin sonuçlarını hafifletmek olarak tasarlanmıştır.

Wolfgang Munchau’un Financial Times’daki yazısına göre AB küreselleşme ile meşgul olmak için yanlış bir platformdur. Çünkü  zaten çok büyük ve çok bölünmüş olmaya başlamıştır.Jacques Chirac’ın ‘liberalizm, komunizm gibi büyük bir tehlikedir’ sözü Lüksemburg başbakanı Jean-Claude Junker tarafından desteklenmiştir.

AB üyeleri, 21. yüzyıla adapte olurken birçok istikrarsız yöntem denemiştir. 2002 Lizbon Bakanlar Zirvesi’nde,rekabetin arttırılması amaçlandı.Zirvedeki gündemde, endüstriyel ve teknolojik yeniliklerde Avrupa’yı dünya lideri yapmak amaçlanıyordu.Ancak bugüne kadar pek başarılı sağlanamamıştır.

AB dönem başkanı İngiltere meydan okumanın ideal bir zaman olduğunu düşünüyor. Avrupa ülkeleri özellikle iş pazarı ve demokrasi eksikliği ile ilgili reformlara ihtiyaç olduğunun farkına varmışlardır.

Brugen Enstitüsü tarafından yayınlanan bir belgeye göre Belçikalı ekonomist Andre Sapir, tek bir Avrupa modeli olmadığını belirtmiş ve çeşitli Avrupa sosyal modelleri belirlemiştir:

  • İsveç, Danimarka,Finlandiya ve Hollanda’nın içinde bulunduğu Kuzey Avrupa modeli
  • İrlanda ve İngiltere’nin yer aldığı Anglo sakson model
  • Avusturya,Belçika, Fransa ve Almanya’nın oluşturduğu Ren  havzası modeli
  • Yunanistan,İtalya, Portekiz ve İspanya’nın yer aldığı Akdeniz modeli

Birçok düzeydeki esnek reformların tamamı, Avrupa’nın gelecekteki başarısının anahtarıdır.Serbest ticaret alanı veya küresel güç olarak Avrupa’nın kaderi ne olursa olsun, Avrupa’nın geleceği baş döndürücü hızdaki dünya değişimine ve küreselleşmeye meydan okumasına bağlıdır.