Kathryn ve Shelby Davis Enstitüsü yönetici yardımcısı Helle C. Dale,
Haneve Kolejindeki konuşmasında AB’nin büyük devletlerinden
bazılarındaki liberal ekonomi eksikliğine, AB’nin süper güç olma
tutkusuna,Kuzey Afrika ve Asya’ya doğru genişleme isteğine ve yeni bir
uluslararası düzen yaratamamasına değinmiştir.
Almanlar, Fransızlar ve diğer Avrupalılar, Polonyalıların ülkelerine
akın etmesinden korkmaktadırlar. AB’nin genişlemesinin bir sonucu olarak
ortaya çıkan işçi akını AB’nin en büyük sorunlarından biridir.
Avrupa’daki özel sektör 1970’den bu yana yeni iş üretmeyi çoktan
durdurdu. Şu anda yaklaşık 20 milyon Avrupalı işsizdir. Son yapılan
ankete göre İtalya’daki işsizlik oranı %38’dir.Alman pazar araştırma
firması Gfk, işsizliğin acil olarak çözülmesi gereken bir sorun olduğunu
bildirdi.AB’nin merkezindeki büyük devletlerin, yaşadıkları ekonomik
durgunluk nedeniyle küreselleşen dünyada liberalleşmeye ulaşamadıkları
görülüyor
Fransa
ve Almanya’da göçmenlerin işsizlik oranı %25’dir. Bunun sebebi katı ve
herkese açık olmayan iş pazarıdır ve bu da göçmenleri, toplumun geri
kalanından kopuk yaşamaya itmektedir.
ABD ile
karşılaştırma yaptığımızda:AB’deki toplam istihdam %63, ABD’deki
%75’dir. ABD’nin %5 işsizliğe sahip olmasına karşın Fransa %10, Almanya
%11 işsizlik oranına sahiptir. 1990-2003 yılları arasında ABD ekonomisi
yaklaşık 20 milyon yeni iş yaratmıştır. Buna karşılık İtalya, Almanya ve
Fransa toplam 3 milyon iş yaratabilmiştir.
Son
zamanlarda Avrupalıları saran memnuniyetsizliği AB anayasasının
reddedilmesi ile bir kez daha gördük. Fransa, refahını tehdit eden
unsurları, Hollanda, Müslüman göçten dolayı yaşam şekilleri
değiştirebileceği korkusunu dikkate alarak anayasayı tamamıyla red
etmiştir.Haftada 35 saat çalışan Fransızların ihtiyacı olan yeni iş
alanları, rekabete daha fazla müsaade edildiği takdirde mümkün
olabilir.Ancak Fransızlar iş güvenliğini seviyorlar ve %70’i ideal
işlerinin kamu hizmeti olduğunu söylüyorlar.
İngiltere Başbakanı Blair, Londra’daki bir AB toplantısında ‘’AB
küreselleşme fonu” teklif etmiş ve bu diğer ülkelerce isteksiz biçimde
kabul edilmiştir. Bu fonun amacı küreselleşmenin sonuçlarını hafifletmek
olarak tasarlanmıştır.
Wolfgang
Munchau’un Financial Times’daki yazısına göre AB küreselleşme ile meşgul
olmak için yanlış bir platformdur. Çünkü zaten çok büyük ve çok
bölünmüş olmaya başlamıştır.Jacques Chirac’ın ‘liberalizm, komunizm gibi
büyük bir tehlikedir’ sözü Lüksemburg başbakanı Jean-Claude Junker
tarafından desteklenmiştir.
AB üyeleri, 21. yüzyıla adapte olurken birçok istikrarsız
yöntem denemiştir. 2002 Lizbon Bakanlar Zirvesi’nde,rekabetin
arttırılması amaçlandı.Zirvedeki gündemde, endüstriyel ve teknolojik
yeniliklerde Avrupa’yı dünya lideri yapmak amaçlanıyordu.Ancak bugüne
kadar pek başarılı sağlanamamıştır.
AB dönem başkanı İngiltere meydan okumanın ideal bir
zaman olduğunu düşünüyor. Avrupa ülkeleri özellikle iş pazarı ve
demokrasi eksikliği ile ilgili reformlara ihtiyaç olduğunun farkına
varmışlardır.
Brugen Enstitüsü tarafından yayınlanan bir belgeye göre
Belçikalı ekonomist Andre Sapir, tek bir Avrupa modeli olmadığını
belirtmiş ve çeşitli Avrupa sosyal modelleri belirlemiştir:
- İsveç, Danimarka,Finlandiya ve Hollanda’nın
içinde bulunduğu Kuzey Avrupa modeli
- İrlanda ve İngiltere’nin yer aldığı Anglo
sakson model
- Avusturya,Belçika, Fransa ve Almanya’nın
oluşturduğu Ren havzası modeli
- Yunanistan,İtalya, Portekiz ve İspanya’nın
yer aldığı Akdeniz modeli
Birçok düzeydeki esnek reformların
tamamı, Avrupa’nın gelecekteki başarısının anahtarıdır.Serbest ticaret
alanı veya küresel güç olarak Avrupa’nın kaderi ne olursa olsun,
Avrupa’nın geleceği baş döndürücü hızdaki dünya değişimine ve
küreselleşmeye meydan okumasına bağlıdır.
|